Ankara Yolculuğu

Posted on Posted in Kişisel, Seyahat

Farklı başlangıçlara sahip ama biraz ertelenmiş bir duygunun eksik bırakılmaması için çaba sarf edilmiş bir yol üstü hikayesi.

Ankara’ya gitmenin fikri çok öncesinden çıkmıştı aslında, tahminen bir 6 ay kadar ertelememiz gerektiğinin kararını da kimse sesli olarak vermemişti. Belki de geceyi bir otogar’da geçirmenin etkisi ile korkak düşüncelerimizi dillendirmek hiç de kolay değildi. Ankara’ya diye çıkıp Samsun’da sonlandırdığımız bir yol. Her şey zorunluluktan tabi ki ve duyulan kulaktan doğma bilgilerle yanlışları doğru etmeye çalışmak.

Çok da kendini belli etmeyen (yaklaşık 6 aydan sonra) Ankara’ya gidebileceğimizi kesinleştirdik otobüse binerek. Yola sadece iki kişi çıktık. Trabzon’dan gece yola çıkıp sabahın ilk saatlerinde (7:45) sonlanan bir yolculuk geçirdik. Her şeyin başlangıcı. Sinirin, stresin, gerginliğin bittiği an.

Detaycı bir insan olduğumu pek düşünmüyorum. Ya da farkına varmadan böyle şeyler yapıyor olabilirim, ama Ankara’da geçirdiğim her anı hatırlıyor gibiyim. Ne kadar basite indirgenmiş şekilde anlatacağım, anlatabilirim bilmem.

İlk işimiz, benim daha öncesinden dersime çalışıp, gideceğimiz yurt adresi, urda yakın metro durakları, gidip gezeceğimiz yerler vb. şeylere çalışmam ile kolay olacak kısımlardı.

YURDA YERLEŞMEK
Hafta sonu için Ankara’ya gezmeye gidiyoruz maksadıyla çıkılmış bir yolda. Olabilecek her türlü; yağmur, kar, soğuk gibi detayları es geçmeyip, benim de temkinli insan olmamla birlikte birer sırt çantasıyla gittik. Tabi bilgisayarları bırakmak da olmazdı. Laptoplarda çantada (çok güzel) Ankara’da yurdu bulma kısmı beklediğim kadar kolay olmamıştı. Farklı tip isimlendirmelere sahip Ankara yurtları arasından çok kolay olmasa da yanılgıya düşerek 2 gece geçireceğimiz yurdu bulduk. Yurt hakkında daha fazla detay vermek istemiyorum, çünkü yurdu sevmemiştim. Atatürk Öğrenci Yurduydu. Beşikdüzün’de kaldığımız yurttan, kimi özelliklerinin yanında iyi, kimi özelliklerinin yanında kötü. Bir devlet yurduydu. 4 yataklı koğuş sistemine sahipti, odaların kapılarında kilit vb. hiç bir şey yoktu. Odadaki dolaplara çantaları bıraktık. Tabi asma kilit aldık bir de bunu saymıyorum bile. İlk hedef için her şey tamam!

İLK ZİYARET ANITKABİR

Ankara’ya gelmemize en büyük etken. Anıtkabir’i ve ATA’yı ziyaret etmek. Yurttan çıkıp taksi ile doğru Anıtkabir’e gittik. Çok cana yakın, kısa sürede iyi muhabbet kuran bir taksici abiye denk gelmiştik 🙂

Anıtkabir’de çok fazla fotoğraf çekmenin manası olduğunu düşünmüyorum. (Sadece 7 kare poz almışım) Fakat kesinlikle her gören insanın tüylerini diken diken eden askerlerin nöbet değişimini gerçekten çok farklı bir his oluşturuyor. Bu anı çekmezsem olmazdı. 20121208_110850

20121208_111015

Yaklaşık 1,5 saatlik bir ziyaretin sonunda. Sebebi ziyaretimizi gerçekleştirdikten sonra artık gezinme vakti gelmişti. İlk gezinme noktamız Ankara Kalesi. Ulaşımın bize oluşturabileceği bazı sıkıntılardan dolayı. Adını bilmiyorum fakat, sonunda gar’a çıkan bir tünele girerek yolumuzu son derece kısaltarak, Gençlik Parkına ulaştık. Küçük çaplı bir gezintiden sonra  taksiyle Ankara kalesine çıktık. (Rota için)

20121208_114929

ANKARANIN GİZLİ SİLUETİ ANKARA KALESİ

Ankara’nın kelimeler ile anlatılamayacak bir mahallesine adını vermiş bir kale. Bütün Ankara’yı ayaklar altına seren, gecekonduların yıkık dökük evlerin bulunduğu. Kaleye çıkan sokakların el işi yapan teyzelerin süslediği, yolu bulamayanlara tarif ettikleri, bir kaç farklı dil ile ellerindeki mallarını gelen turistlere satmaya çalıştıkları, en doğal samimi görüntüye kolay kolay kavuşamayacağınız bir mahalle. Ankara’dan kopmuş gibi adeta.

20121208_121818
20121208_121616

Kaleden biraz Ankara manzarası izledikten sonra, acıkmanın üşüme ile birleşmesi sonucu biraz yorgun düştük. Hem karnımızı doyurmak hemde dinlenmek amacıyla kalenin hemen dışında bulunan bir gözlemeciye girdik. Çadır içinde kurulmuş şirin bir yerdi. Biraz yemek yedik ve dinlendik bunun ardından, içinde şaşkınlıklara uğrayacağım ve kendimi fotoğraf çekmekten alıkoyamadığım. Telefonumun sarjını neredeyse bitirdiğim yere kısa bir yürüme mesafesini kat ettikten sonra varacağız. Orası

ÇENGELHAN RAHMİ KOÇ MÜZESİ

Giriş ücretli fakat çok yüksek bir meblağ değil. İçeri girdikten sonra ilk kısımda vestiyere girip montları astıktan sonra rahatça gezmeye başlayabiliyorsunuz.

Buraya fotoğraflar ile doldurup  içinde neler olduğunu size göstermek tabi ki istemem. Çünkü öyle bir müze ki içine girip dolu dolu zaman geçirmeniz gereken bir yer ki; bu kolaylığı sizi maalesef yapamam. İçinde neler var gelin kısaca anlatayım. Oyuncaklar, içinde en az İstanbul’daki Oyuncak Müzesinden bulunan kadar oyuncak olduğunu duydum. Belki Türkiye’ye ilk defa gelen, mikrofonlar, ses kayıt cihazları, radyolar, saatler, Macintosh iBooklar, fotoğraf makinaları, denizcilik ürünleri, model vapurlar, gemiler, denizaltıları, havacılık ürünleri, eski araçlar ve daha sayamadığım nicesi. Atatürk’e ve Rahmi Koç’a ait özel bölümler de mevcut. Özellikle Rahmi Koç’a dikkat (korkmayın) 🙂

3 katlı bir müze, üst katta sadece odacıklara ayrılmış ve gruplandırılmış. Giriş katında ortada bir kafe var kalan diğer yerlerde müze ve yönetim odaları bulunuyor. Alt katta ise zamanla değişen özel sergi alanı var. Müzenin bir diğer güzel yanı güncelleniyor olması. (En azından ben öyle duydum) Buradaki gezimizi bitirdikten sonra şu yolu kat ederek. Anadolu Medeniyetler Müzesine varıyorsunuz.

ANADOLU MEDENİYETLER MÜZESİ

Müze kartı olanlar bu müzeden yararlanabiliyorlar. Olmayanlar ise 15 TL ücret ile bir kart alabilirler. Alınan kartlar 1 yıl geçerli. Bizim gittiğimizde (8.Aralık.2012) müze tadilattaydı. Eserleri sadece 1 binada görebiliyorduk, girişte diğer yerlerdeki görülmesi gereken eserlerin buraya taşındığı söylendi ne kadar doğrudur bu konuda hiç bir bilgim yok.

İçerisine girildiği zaman ufakcık alışveriş yapılacak bir yer var burayı geçtikten sonra, tarih kokan kocaman bir sergi alanı. M.Ö 3000’lerden 2000’lerden kalan tabletler, el yazıtları, heykelcikler, objeler.. Orada o hissedilen duygunun hiç bir tarifi yok. Bir çok fotoğraf aldım fakat benim en beğendiğim20121208_144638

Ne anlama gelir bilmem, ne ifade eder bilmem fakat bildiğim bir şey var kesinlikle binlerce yıl önce çok şey ifade ediyordu. Müzede aldığım son fotoğraf da bu.

Müzeden çıktıktan sonra telefonumun da sarjının bitmesi ile birlikte, çok yol bilmediğimiz Ankara’da kendini rüzgara kaptırmış bir halde yürüyorduk. Sanırım sonunda bildiğimiz bir yerlere çıktık, Kızılay. Kızılay AVM’de karnımızı doyuracak bir yerler olabileceğini düşünerek içeri girdik. Mükemmel derecede büyük bir yer, tam sayamadım ama sanırım 10 katlı. 10. kata kadar çıkarak Burger King’i aradık ama bulamadık. Aslında 10 katı çıkmamıza gerek yokmuş, hatta AVM’ye bile girmemize gerek yokmuş. Belkide Türkiye’nin en dolu asansörüne Kızılay AVM’de bindim. O nasıl iğrenç geçen 4 dakikaydı anlatamam. Resmen dolmuş gibi bir asansördü.

Burger King’de bir şeyler yedikten sonra Starbucks’ta birer kahve içeriz ve bende telefonumu sarja takarım diye düşünmüştüm. Yorgunluğun, uykusuzluğun verdiği sebeple mükemmel derecede bir baş ağrısına tutuldum. Starbucks’ta canımız sıkılınca oradan çıkıp ANKAMALL’a gittik, biraz sorunlu bir gidiş oldu, çünkü ben ANKAMALL için inmemiz gereken durağı yanlış hatırlamıştım ve bunu kimseye sormadık. İndiğimiz yerden tekrar metroya binerek ANKAMALL’ı bulduk burada bir arkadaşımla buluştuktan sonra, biraz vakit geçirdik ve artık yurda gitme vakti gelmişti önce arkadaşımı yurduna bıraktık ve biz yurda geçtik.

Nasıl bir gece geçirdiğimi hatırlamıyorum. Mükemmel derecede olan uykusuzluğum,  bilmediğim bir yerde bilmediğim insanlarla bile olsa bir şekilde giderildi. Aslında ufak tıkırtılara seslendirilmelere uyanmayan ben öyle bir huzursuz şekilde yatmışım ki Ulaç’ın uyandırmak için yaptığı çok ufak bir sese uyandım.

Ve Ankarada ki 2. günümüz başlamıştı, başından hiç bilmesek bile çok fazla yürüyeceğimiz bir gündü. Pek de iyi olmayan bir kahvaltı yaptıktan sonra, önce Kocatepe Camii’ye gittik, oradan Tunalı Hilmi’de yürüdük ve planımız Kuğulu Park’ta birer çay içmekti ama OLAMAZ. Kuğulu Park maalesef bakıma, yenilenmeye alınmıştı. Alternatif bir çözüm olarak, biraz daha yürüyebileceğimizi düşünüp köşke doğru çıkmak istedik, en azından yakınından geçebilirdik 🙂

20121209_130004

Dik bir bayıra doğru yönelmişken sağda Seğmenler Parkına girdik, gerçekten Ankara’nın orta yerinde mükemmel bir doğa şöleni var. Ağaçlar, ortadan akan sular falan kesinlikle mükemmel bir yer, Ankara’da oturanlar için kesinlikle pazar sabahı yürüyüş için ideal bir mekan. seğmenler parkını bir ucundan diğer ucuna kadar gittikten sonra, taksi ile gençlik parkına geri döndük, Pazartesi sabahı Eskişehir’e gitmemiz için biletleri almamız gerekliydi. Gar’dan biletleri aldıktan sonra, Harikalar Diyarına gitmeye karar verdik ve gittik. Uzun uzun konuşmak istemiyorum hayatımda gittiğim en iğrenç parktı. Bu kadar da netim.

Akşamı Starbucks’ta bir şeyler içerek geçirdik ve yurda geri döndük. Yine fena olmayan bir uykudan sonra, sabah Eskişehir’e yolculuk vardı.. Aşağıda açıklayacağım bir sebepten dolayı Kızılay’a gitmemiz gerekliydi erkenden kalkıp Kızılay’a gittik ama istediğimiz yer açılmamıştı kahvaltı yapmak için bir yere oturduk, fakat zaman ayarlamasını yapamadığımız için yarısında kalkıp gar’a gittik. Eskişehir’e doğru yola çıktık. Hayatımda en iyi bildiğim, her zaman en iyi bileceğim memlekete, bu güzel şehre vardık. ESKİŞEHİR. Taşı toprağı benim için altın. Ankara maceramız burada sona ermişti işte.. Güzel zamanlar geçirdik tabi ki ama özetlemek gerekirse:

Ankara’da çok yerde kazıklandık

Bir telefon aldık ve ertesi gün bozuldu

Ben çok sevdiğim bir not defterimi kaybettim

İğrenç bir odada kaldık

Başımıza gelmeyen hal kalmadı

Trabzon’a dönüşte farklı koltuklarda yolculuk etmek zorunda kalacaktık ki ben bu sorunu çözdüm 🙂

Ve son olarak yine hiç sevmediğimiz bir şehre dönmüştük.

En En En En kısa özeti de şudur: Parayı havaya saçmak deyimi ile geçen bir 4 gündü

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *